لقاءات
أصدقاء البيئة والعلوم
سير ذاتية
مشاركات أدبية
تغطيات
أخبار سريعة
القائمة البريدية
Username



E-mail



التصويت
ماذا نقنرح لنتطور أكثر

تغيير واجهة الموقع

تغيير اسلوب الكتابة

الإهتمام بالفن أكثر من الأدب

جميع ما تم ذكره سابقاً

الإعلانات

مقالة إدارة المنطقة للكاتب التركي إحسان إيروغلو

 

 

 

كيف كان السلاطين في الدولة العثمانية يديرون مناطق الدولة العثمانية؟
ما هي مهام القضاة الّذين تولّوا هذه المناطق؟
كيف كانوا ينسقون شؤون المناطق فيما بينها؟
المزيد من تفاصيل هذه المعلومات
في مقالة إدارة المنطقة للكاتب التركي إحسان إيروغلو

 




KAZA MÜDÜRÜ
Giriş
Bu günkü idari teşkilatta ilçenin karşılığı olan kaza, Osmanlı devletinde hem kadının hem de bu bölgeyi tanımlayan coğrafi bir terim özelliği gösterir. Kaza; bir kadının idaresi altında bulunan yer anlamında kullanılır. Osmanlı öncesinde Selçukluda böyle bir idari birimin olduğu bilinmemektedir. Osmanlı’da has bir idari yapı haline gelmesi 1835 yılında belirginleşmiştir . Kaza idaresinde kadı sadece yargı işlerine bakma aynı zamanda o bölgenin mülki amiridir. Kazada sultanın idari ve mali emirlerini yerine getirilmesini gözetlemekteydi. Bundan dolayı kadının tek görevi yargı değildi. Kaza merkezi olan Osmanlı şehir ve kasabalarının belediye işleri de kadının dairesinde görülürdü . Bir bakıma meclis sayılabilecek kadının dairesinde, bölgenin mülki amiri ve kadı yörenin sorunlarını müzakere ederlerdi. Bu meclisin başkanı olan kadının dışında şehir kethüdası, muhtesip, pazarbaşı, mimarbaşı, esnaf kethüdaları gibi görevliler bu meclise katılırlardı .
Kadılar kendilerine yardımcı olarak kazanın bir alt birimi olana nahiyelere de naiplerini atarlardı. Naiplerini ise bölgede medrese okumuş kişileri tercih ederdi. Naiplerin görev amaçları zaman geçtikçe bozulmaya başlamıştır. Bu durum 17. ve 18. yüzyıllarda gittikçe artmış, kadılar ve onların yardımcıları olan naipler adalet işleri dışında hiçbir işle doğrudan ilgilenmez hale gelmişlerdir. Özellikle önemli büyük şehirlerin kadılıkları ulemadan kimi ünlü kişilere arpalık olarak verilmeye başlamış, bu durumda göreve gelen bilgisiz, beceriksiz bu kişiler kadılık kurumunun bozulmasına yol açmıştır. Ayrıca yerel güçlerle işbirliği yaparak taşra idarecilerine karşı halkı kışkırtan naiplerin yönetim işlerine
karışmamaları için hükümet tarafından çeşitli önlemler alınmıştı

a) Kazaların İdari Birim Olması

Kazların idaresinin klasik şeklini bozan çok önemli bir değişiklik ilk olarak XVI. Yüzyılın ikinci yarısında hükümetçe yapılmaya başlanmıştır. Şehir ve nahiyelere ait devlet yöneticilerini kendi tayin etmeye başlamıştır. Ulufe subaşılıkları kaldırılarak, şehir ve kasabaların güvenlik işleri de cebeli tımar köylerininki gibi sancakbeylerinin eline bırakılmıştır .
Kazaların bugünkü anlamda idari birer birim olmaları 1842 yılının Mart ayına denk gelir. Bu tarihten önce Tanzimat Fermanı ve onu takiben ülke yönetiminde yapılan bazı düzenlemelerde istenilen sonuçlar alınamamıştı. Onlardan biride muhassılık uygulaması idi. İki yıl gibi kısa bir süre denenen bu yöntemden beklenen verim alınamayınca idari yapıda yeni değişiklikler yapılarak kaza idari birimi oluşturuldu . Böylece idari bölünme eyalet, sancak ve kaza olarak yeniden belirlendi. Kazanın idari bir birim olmasının gerekçeleri ve bununla birlikte eyalet ve sancak yönetiminde yapılan değişiklikler Padişah Abdülmecit'in Hatt-ı Hümâyununa dayanarak hazırlanmış ve 14 Şubat tarihli ve 238 sayılı dönemin tek resmi gazetesi Takvim-i Vekayi'de şu şekilde belirtilmişti; “Bu yazıdan da anlaşıldığı üzere Tanzimat'ın ilanını takiben eyalet ve sancakların idaresinde ve maliyesinde görevlendirilen müşir, defterdar, zabtiye memurları ve diğer görevliler, istenileni vermekten uzak kalmıştır. Bu görevliler ne mali yapıyı düzene sokmuş, ne de asayişi tam olarak sağlayamamışlar ve kendi aralarında anlaşamazlıklara düşmüşlerdir .” Yine taşrada vergi toplamada görevlendirilen muhassılların yanlarında görevli memurların masraflarının çokluğu toplanılan verginin yarısına eşit miktardaydı. Vergi toplamada görevli bu memurlar sebebiyle hasatın zamanında yapılamadığı bununda köylüyü zarara uğrattığı diğer bir sorun olarak bu yazıda belirtiliyordu . Bütün bu sebeplerden dolayı taşra idaresinde yeni bir düzenlemeye ihtiyaç duyulmuştu. Bu düzenleme neticesinde her sancak ve kazada bölgenin ileri gelenlerinin ailelerinden birinin kazalarına müdür seçilmeleri öneriliyordu. Böylece doğduğu bölgede müdür olan kişi bölgeyi iyi tanıması, sorunlarını bilmesi nedeniyle dışarıdan gelecek birine göre daha başarılı işler yapabilecekti. Bu öneri Meclis-i Vâlâ'da oy birliğiyle kabul edilmiş ve padişah tarafından da onaylanarak işleme koyulmuştur. Buna göre her eyaletin maliye, mülkiye, zaptiye işleri, valiye emanet ediliyor. Valiye yardımcı olacak defterdar, eyalete bağlı kalacak kaymakam ve yeni idari birim olan kazalara ise Eşraf-ı Hanedandan bir müdür atanıyordu . Bu uygulama ile halkın güvenini sağlayarak vergilerin daha düzenli toplanacağı ve vergi gelirlerin geçmiş yıllara göre daha da aratacağı düşünülmüştür.
b) Kaza Müdürlerin Seçilmeleri
Kaza müdürlerinin seçimlerinde de yine muhtarlıkta ve âyânların seçimlerinde olduğu gibi kaza bölgesinin ileri gelenleri toplanarak aralarından birini kaza müdürü seçeceklerdi. Seçimde müdür olacaklarda iyi huylu olma, halkı yararını kollayan, işbilir, becerikli bir kişi olmak gibi genel vasıfları taşıması beklenirdi. Ayrıca kaza müdürlerinin yolsuzluk yapmalarını önlemek için öteden beri Osmanlı İmparatorluğu'nda uygulanan kefalet uygulamasına başvurulmuştur . Bu uygulamayı daha önce muhtarlara imamların kefil olması şeklinde görmüştük. Kaza müdürleri de kendilerine halkın güvendiği bir kefil seçecekti. Bu sayede kaza müdürü kendinin denetimin kabul etmiş olacak ve görevini kötüye kullanarak haksız kazanç elde edemeyecekti. Eğer müdürler böyle bir yola saparlarsa kefiller müdürlerin zimmetlerine geçirdiklerini ödeyeceklerdi. Ancak seçim usulünün bu şekilde belirlenmesine rağmen uygulama bu şekilde olmamıştır. Sancak kaymakamları halkın tepkilerine rağmen kendi akraba ve yandaşlarını bu göreve getiriyorlardı. Kaza müdürlüğü seçiminde bir diğer sorun ise bu görevi yapabilecek nitelikte kimsenin bölgede bulunmaması idi. Bu gibi hallerde halk doğrudan doğruya hükümetten kazalarına uygun niteliklere sahip birinin müdür olarak atanmasını talep edebilirdi. Hükümet ise uygun görürse gerekli atamayı yapardı.
Seçimle iş başına gelmelerine rağmen kaza müdürlerinin görevine valiler son verebilirdi . Ancak gerekçeli nedeni en kısa zamanda hükümete bildirmek zorunda idi. Bu gibi durumlar genelde kaza müdürlerinin zimmetlerine para geçirdikleri ve halktan değişik adlarda fazla vergi talebinde bulunulduğu zamanlarda oluyordu. Bu durum onlarını görevlerine son vermek için yeterli bir neden sayılmıştır. Eğer bir kaza müdürü bu sebeple görevinden alınırsa, zimmetine geçirdiği parayı hazineye ödemekle yükümlü idi. Müdür değişikliğinde ise yeni müdür seçilene kadar bir vekil yerine tayin ediliyordu. Kaza müdürlerinin öncelikli görevini kazalarına bağlı köylerde aşar ve diğer vergilerin zamanında toplanmasını sağlamaktı. Ayrıca kazalarındaki asayişi ve güvenliği sağlayarak, Tanzimat'ın getirdiği yeniliklerin kolaylıkla uygulanmasını sağlamak müdürlerin görevleri arasında idi. Kaza müdürlerinin diğer bir görevi kazalarında oluşturdukları küçük meclisler yoluyla köylerden imam ve muhtarların gönderdiği vergi dağıtım cetvellerini incelmekti. Bu inceleme ile bir önceki yılın cetveli karşılaştırılarak vergi azalışları ve artışlarının nedenlerini tespit edecek olan kaza müdürü vergideki değişimleri uygun görürse onaylayıp kaymakam bildirecekti. Kaza müdürleri çeşitli sebeplerle köylerinden ayrılanları tespit edecek ve onlara vergi yazmayacaktı.

c) Kaza Müdürlerinin Yapmış Oldukları Yolsuzluklar
Konya Eyaleti'ne bağlı Hadım Kazası müdürü Mehmet Efendi Tanzimat'ın yasakladığı adlarla halktan fazla vergi toplayarak zimmetine on bin üç yüz yetmiş sekiz kuruş geçirdiği anlaşılan müdür Konya Eyalet Meclisi tarafından suçlu bulunarak hapse atılmış ve yerine başkası atanmıştır .
Çankırı Sancağı Kalecik Kazası Müdürü Hacı Mustafa Ağa da Tanzimat'ın kurallarına aykırı davrandığı gerekçesiyle şikayet edilmişti. Ankara Eyalet Meclisi'nde yapılan inceleme sonucu doksan bin dört yüz kırk yedi kuruş vergiyi zimmetine geçirdiği anlaşılmış ve yerine halkın isteği üzerine kaza ileri gelenlerinden Hacı Ahmet Ağa müdür seçilmişti . Ancak Mustafa Ağa ek bir savunma isteyerek zimmetinde olan paranın yetmiş yedi bin dokuz yüz kırk yedi kuruş olduğunu, geriye kalan parayı masraflar için kullandığını söylemişti. Bunun üzerine konu Maliye Nazırlığı'na ve Meclis-i Vâlâ'ya bildirilmiş ancak sonuç değişmemiş suçlu bulunan Mustafa Ağa'dan zimmetindeki parayı tahsil eden hükümet onu bir yıl süre ile Amasya'ya sürgüne göndermişti .
Görüldüğü gibi kaza müdürleri 1842-1845 yılları arasında Tanzimat'ın öngördüğü yenilikleri uygulamanın çok uzağında idiler. Gerek vergilerin düzenli toplanması ve gerekse toplanan verginin zamanında hazineye ulaştırılması konusunda isteneni veremeyen kaza müdürleri bir taraftan da çeşitli yolsuzluklar yaparak zimmetlerine para geçiriyorlar ve Tanzimat'ın yasakladığı angarya iş yaptırma alışkanlıklarını devam ettiriyorlardı. Bu sebepten sık sık sadrazam tarafından valilere emirler gönderilerek vergilerin zamanında ve usulüne uygun toplanması ve kaza müdürlerinin de buna uyması istenmekteydi.
Nitekim 5 Mayıs 1845 yılında bütün valilere gönderilen yazıda kaza müdürlerinden hazine gelirlerini en kısa zamanda teslim etmelerini bunu yapmayanların mallarına meclis tarafından hazine alacaklarına karşılık el konulacağı belirtilmişti. Ancak bütün bu uyarılar ve önlemlere rağmen durum değişmemiştir.




KAYNAKÇA

Ferit Devellioğlu, Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik Lügat, Ankara 2012, Aydın Kitapevi Yayınlar

Mustafa Akdağ, Türkiye’nin İktisadi ve İçtimai Tarihi ( 1453- 1559), C.2, Ankara 1999, Barış Yayınları
Musa Çadırcı, “ Türkiye’de Kaza Yönetimi ( 1840-1876) ” , Belleten, C.LII, Ankara 1989
Sadık Ferit Torun, Tanzimat’tan Meşrutiyet’e Türkiye’de Kaza Yönetimi, Yüksek Lisans Tezi, Ankara 2005

Tuncer Baykara, “ Kaza “ DİA, C.25, s. 119-120, Ankara 2002

Yücel Özkaya, 18. Yüzyılda Osmanlı Toplumu, İstanbul 2008, Yapı Kredi Yayınları
 
T.C
SELCUK ÜNİVERSİTESİ
SOSYAL BİLİMLER ENSTİTÜSÜ
TARİH ANABİLİM DALİ
YAKINÇAĞ TARİHİ



KONU
KAZA MÜDÜRÜ

DERS HOCASI
Doç. Dr. Hüseyin MUŞMAL



HAZIRLAYAN
İhsan EROĞLU

Share |









أدخل النص المبين في الصورة أعلاه في هذا الحقل:




معارضي
زيارة مع دليل
مدن
أفلام عالم نوح
Odeco
كتبنا
عالميات
اللوحة الكبيرة تنتظرني عصام طنطاوي
الفنان التشكيلي الأردني عصام طنطاوي 2006 - 244 x 122 cm مع أن اللوحة الكبيرة تنتظرني في غرفة الرسم .. وكنت بدأت بها منذ ثلاثة أيام ، أصعب مرحلة في اللوحة اجتياز حاجز البداية وقد تجاوزتها ، ولكن بدأت إشكاليات جديدة .. كيف أٌكملها ؟ أجلس أمامها طويلاً ، أرسم تفاصيلها بعينيّ ، قبل أن أتجرأ على لمسها .. أضعها مقابل سريري ويظل الجدل البصريّ محتدماً بيننا ، أغفو وهي في خاطري وأحلامي .. صحيح أنني اتفقت مع الفندق على سعر معين قبضت نصفه قبل أن أبدأ بها .. ولكنها ليست وظيفة أذهب اليها في مواعيد معينة ، أو حرفة أتقنها ، هي أولاً وأخيراً لوحة جديدة ستحمل اسمي ، أريد أن أفرح بها ، أن أشعر بالدهشة في اكتشاف لون جديد .. منطقة جديدة مختلفة لم أدخلها من قبل ، لا أفكر أبداً بالسعر ولا بأي شي آخر ..لاجديد في الفن بالمعنى المطلق ، اللعبة في التفاصيل وتونات الألوان .. والتكوين هي حالة قلق لذيذة يعي المزيد

بحث

بحث في العناوين فقط

الإعلانات